2017 Kış Ayları Üzerine

1498758330_1485611612_Dulce

Yavaş yavaş sonbaharı kapatırken yine kendimi anime ve erogelerden uzaklarda yani oyunlarda bulduğum aylar geçti gitti. Kimisinin özel yazısını yazdım, kimisinin yazmak istedim ama hype geçtiği için yazamadım. O yüzden bu yazıyı hepsinden kısa kısa bahsetmek için yazıyorum, başlayalım.

ss (2017-12-21 at 01.34.39)

Yaz aylarını animelerle geçirdikten kısa bir süre sonra kendimi oyunlara attım. Bunların başında Danganronpa Another Episode: Ultra Despair Girls geliyor. Uzun zamandır ismini duyduğum ama çıktığı platformdan ötürü bir türlü oynayamadığım bir yapımdı. Derken Steam bombayı geçtiğimiz yıllarda patlattı ve söz verdiği gibi oyunu kısa bir sürede çıkardı.

Danganronpa serileri her zaman herkes için sorun olmuştur. Anime şirketleri sağolsun bir oyun serisini daha curcunaya çevirmeyi başardı. 2. oyunun animesine gidip Danganronpa 3 demeleri ve daha sonrasında Danganronpa 3. oyununun çıkması fakat ikisinin birbiriyle alakası olmaması gibi bir curcunadan bahsediyorum. Hazır konusu açılmışken şunu bir açıklığa kavuşturalım zira ayda en az 2 kez bununla ilgili soru alıyorum.Konachan.com - 164267 sampleDanganronpa interaktif bir görsel roman, visual novel. Sıradan vn gibi sürekli okuyup ekrana gelen seçeneklerden birini seçmenin de ötesinde burada yeri geliyor haritada koşturuyor, yeri geliyor point&click oyunları gibi sürekli bir şeyleri inceliyorsunuz. Oyunla ilgili daha detaylı ve spoilersız inceleme için şuraya alalım -> Danganronpa İncelemesi

Danganronpa oyun sırası, Steam’de hepsi mevcut:

  1. Danganronpa: Trigger Happy Havoc
  2. Danganronpa 2: Goodbye Despair (Super Danganronpa olarak da geçer)
  3. Danganronpa Another Episode: Ultra Despair Girls (Farklı türde bir ara oyun)
  4. Danganronpa V3: Killing Harmony

20160927120510

Gelelim animelerin yine bu üstteki oyun listesine yedirilmiş hâline:

  1. Danganronpa: Trigger Happy Havoc. Alternatif olarak bu oyununun uyarlaması olan (30 saatlik oyunu bir kaç saate sığdırmış) Danganronpa: The Animation animesi mevcut. Şunu izleyip güzelim seriyi katletmek yerine 4-5 gününüzü ayırıp oyunu oynamanızı öneririm. Sonra animeyi izleyip izlememek size kalmış. Sadece oyunu es geçip düz animeyle devam etmek biraz seriye ayıp oluyor ya.
  2. Danganronpa 2: Goodbye Despair (SDR). Bu noktadan sonra yazacağım animeleri bu oyunu oynamadan kesinlikle izlememeniz gerekiyor. Çünkü şöyle düşünün ortada koskocaman bir parça var ve bunun önüne/arkasına eklemeler yapılarak daha güzel bir parça hâline getiriliyor. Şimdi siz büyük parçayı oradan alırsanız diğer eklemeler bir şey ifade etmez. Bu da tam olarak ona benziyor. Oyunun eksikliği diyebiliriz, maalesef hikayeyi anlatma konusunda vasatlık yaşadıkları için böyle bir animeyle tamamlama gereği duymuşlar.
  3. Danganronpa Another Episode: Ultra Despair Girls. Bu oyun opsiyonel olmakla birlikte oynanmasında şöyle bir fayda var. İlk oyunla ikinci oyunu, onun da üzerine 2. oyunla aşağıda yazacağım anime serisini birbirine bağlayan eklem niteliğinde bir oyun bu. İnteraktif görsel roman konseptinden daha çok aksiyon fps türünde olduğu için biraz farklı gelebilir konsept.
  4. Danganronpa 3: The End of Hope’s Peak High School Despair/Future/Hope Arc. Tam olarak 2 sezonluk anime ve 1 adet özel bölüme tekabül ediyor. İsimlerinden de anlayacağınız üzere birisi SDR öncesi, birisi SDR sonrası ve en sonuncusu da Despair+SDR+Future üçlüsünün sonucunda ne olduğunu anlatan bir bölüm. Şimdi bunların izleme sırasında şöyle bir detay var. Despair ve Future animeleri aynı haftalarda yayınlandılar. Bunun arkasında da bir amaç vardı, iki anime birbirini tamamlıyordu. Zaten Future 12, Despair 11 bölümden oluşmakta. Mantığı şöyle göstereyim ne demek istediğim daha iyi anlaşılır:
    • Future 1. Bölüm
    • Despair 1. Bölüm
    • Future 2. Bölüm
    • Despair 2. Bölüm
    • ………… bu şekilde en sona kadar geliniyor
    • Future 11. Bölüm
    • Despair 11. Bölüm
    • Future 12. Bölüm
    • Hope 1 Bölüm
  5. Danganronpa V3: Killing Harmony

Şahsen bu animelerin çok kötü olduğunu ve hikayeyi çok saçma bir noktaya çektiğini düşünüyorum. Ama zevk meselesi, tercih meselesi diyeyim. Ben oyunların şu animede gösterildiği noktaya çekilmesini istemezdim. V3 çıkana kadar bu animeleri arkadaşlarıma “izlemek zorunda değilsiniz” diyerek anlatıyordum. Fakat V3’ün açılış videosunun başında Ultra Despair Girls dahil bu animelerden de kısa kısa görseller gösterdikleri için stüdyonun bu animeleri canon saydığını kabullenmek zorunda kaldım.Bir de tüm bu evrene destek niteliğinde üretilmiş yapımlar, romanlar vs şeyler var. Bunlardan da ufaktan bahsedeyim, sadece çevirisi tamamlanmış olanları yazıcam.

  • Makoto Naegi Secret File: Ana karakterin 1. oyundaki okula geliş sürecini anlatan kısa bir roman, oyunun yazarı tarafından ele alınmış.
  • Danganronpa Zero: İlk oyunda yaşananların öncesini anlatan bir light novel. Şurada Türkçe çevirisinin bir kısmı mevcut, devamı da gelecek.
  • Danganronpa IF: 2. oyun bitirildiğinde açılıyor. Adı üzerinde şöyle olsa ne olurdu senaryosu.
  • Ultra Despair Hagakure: UDG oyunu bitirildiğinde açılıyor ve sürpriz 2 karakterin birbiriyle yollarının kesişimini anlatıyor.
  • Danganronpa 2.5 OVA: 2. oyundan bir karakterle ilgili yapılmış özel 1 bölüm. Bunu izlemek için o üstte saydığım DR3 animelerinin izlenmesi gerekiyor.

Evet Danganronpa meselesini de böyle kapattığıma göre şimdi UDG deneyimimi anlatmaya devam edebilirim.


Öncelikle FPS diyince gözüm korkmuştu, sıkıcı bir şey olacak kesin demiştim. Ama oyunun yarısı sinematiklerle doldurulmuş. Bazı yerlerde düz anime stilinde sinematikler varken bazı yerlerde de oyunun çizimlerinde sinematikler vardı. Çok garipti, özellikle oyunun çiziminde olanlar böyle eğer alttaki yazıyı ilerletip hızlıca okursanız videoyla senkron kopuyordu saniyelerce görüntünün tamamlanmasını bekliyordum. Senkronu elle sağlamanız beklenmiş, öyle bir sinematik.

Oyunda 1. oyundan ana karakterin kız kardeşini oynuyoruz, zaman zaman da yine 1. oyundan bir karakterle değiş tokuş yapabiliyoruz. Hikayeyse tam 1. oyunun bitiminden kısa bir süre sonra gerçekleşiyor. Neredeyse oyunun sonuna kadar 2. oyunla ilgili hiçbir şey görmüyoruz, sadece sonunda çok kısa da olsa çok anlamlı birkaç sahne koymuşlar cuk oturacak nitelikte. Tabii benim SDR oynadığım zamanlarda UDG bilgisayara çıkmadığı için benim bu oyunu oynamam DRV3’ün çıkmasına birkaç ay kala oldu.

FPS unsuru olarak elimizde megafonumuz var. Bu özel geliştirilmiş bir silah. Üzerimize doğru gelen monokumaları bu silahın çeşitli fonksiyonlarıyla etkisiz hâle getiriyoruz. Bu fonksiyonlar oyunda ilerledikçe giderek açılıyor. İşte düz ateş etme, dans ettirme, elektroşok, ele geçirme, alev sıkma vs gibi fonksiyonlar var. Fonksiyonlar böyle olunca uğraştığımız monokumaların da çeşitleri oluyor. Bazısı bomba atıyor, bazısı mutant olup hızlıca üzerimize geliyor, bazısı alarm görevi görüyor vesaire. Ayrıca her fonksiyonun kendine özel “mermi” sayısı var, kafanıza göre kullanamıyorsunuz. Ve oyun zaman zaman yeni mekanlara geçerken özel bulmaca odalarına sokuyor bizi. Özel dizilmiş haritaları sadece izin verilen fonksiyonlarla 2-3 atışta geçmemiz bekleniyor. Belli bir ödülü yok, kafanıza göre bam bam bam diye de geçebiliyorsunuz. Anlamadım valla.Hikaye olarak çok da etkilendiğimi söyleyemeyeceğim. Ama evrenle ilgili bazı şeyleri daha iyi anlamama yardımcı oldu. Üstelik parodi kısmını eksik etmemişler sağolsunlar, sağda solda topladığımız şeyler üzerine iki kızın muhabbetleri çok eğlenceli. Zaten Danganronpa’nın karanlık gizeminden çok hep bu eğlenceli, parodik ve kara mizah tarafını sevmişimdir. Herkes birbirini öldürürken bir köşede çılgınlar gibi dans eden veletler veya ayıcıklar görebiliyorsunuz. Bu absürdlüğün dozunu inanılmaz iyi ayarlıyor Danganronpa. O yüzden fazla ciddileştiklerinde veya fazla cıvıdıklarında afallıyorum. Bu arada DRV3’te etrafı gezerken odaların birinde UDG2’nin gelebileceğine dair minik bir ipucu yakalıyoruz, umarım doğrudur.


Önceki mevsimlik yazımda satın aldığım 3-5 oyunun resmini atmış ve bunları oynayacağım demiştim. Bu oyunlardan birisi Lisa‘ydı. Yıllar önce bahasuke’nin ısrarla bana anlattığı ve çok meraklandırdığı bir oyundu. Ama klavye kontrollerinin biraz karışık olduğunu söylemişti, o yüzden hep uzak duruyordum. Sonra Dark Souls için gittik gamepad aldık tabii, hazır varken oynayayım dedim. İyi ki de demişim, bana inanılmaz güzel saatler yaşattı Lisa. Bunun en büyük sebebiyse oyuna yanlışlıkla Pain Mode‘la girmiş olmam ve battı balık yan gider diyip oyuna böyle devam etmem.

Sadece erkeklerin olduğu ilkel bir dünyanın orta yerinde kundağa sarılı hâlde minik bir kız bebek bulmamızla başlıyor oyun. Babalık ediyoruz, büyütüyoruz buralar giriş olarak hızlıca bize gösteriliyor. Derken bir gün çocuk kayboluyor. Ve onu arayışımız başlıyor. O kız çocuğunun bu evrendeki diğer erkekler için ne ifade ettiğini tek tek gözlemliyoruz. Bazen çok saf duygular, bazen çok ilkel, bazen çok karanlık ve bazense hiç umursamayan düşüncelerle karşılaşıyoruz. Gördüğüm şeyler bazen beni eğlendirse de bazen çok rahatsız etti. İnsanların küçük bir kız üzerinden böyle şeyleri gerçekten düşünebileceğini hatırladım ve ürktüm.

Pain Mode demiştim. Oyunu 5-10 dakika oynadıktan sonra çok sıradan bir diyalog esnasında seçiyorsunuz zorluğu. Hızlı okuma huyum yüzünden farkında olmadan evet diyiverdim. Neyse dedim en fazla ne olabilir ki falan, başladık tabii her şey normal. Derken kayıt noktasına gittim, dal parçacığının üzerinde duran bir kargaydı bu kayıt noktası, kaydettim ve karga patladı! Bunun oyunun normal bir parçası olduğunu sanıyordum uzun bir süre, sonra guide açıp ne farklılığı varmış bu pain modun derken fark ettim meğer bu sadece bu zorluğa özgü bir şeymiş… Yeri geldi 3 saatlik ilerlememi basitçe bir uçurumdan düşmeye kaybettim, yeri geldi basit bir yılandan tek yedim. Gerçekten acı doluydu. Ama acıdan da zevk almayı öğrendim, bu zorluğu bana oyunu daha çok sevdirdi. Yaptığımız dövüşler daha gerçekçi oldu, her dövüşe girerken “acaba bu boss perma-kill atar mı, acaba ekipten birini kaybeder miyim” korkusu yaşadım. Bazı yerler öyle zor bosslar çıktı ki, gerilere gidip grind yapıp güçlenerek gelmem gerekti. Çok zordu gerçekten ya ÇOK ZORDU YA ;_;

Oyunun yeterince troll yanı yokmuş gibi bir de bu zorluk yüzünden her şey iyice kabusa döndü. Mesela yeni bir bölge keşfediyorum. Bölgenin içinde gezebileceğim farklı farklı 5-6 bölge daha var, hepsi çoook başka bosslara çıkıyor. Şimdi elimde 2 seçeneğim var: Ya yolo diyeceğim, hepsine tek tek dalacağım ve en son save alacağım. Ya da önce save alıp sonra hepsini tek tek bitireceğim ve bir sonraki bölgeye geçip save alıp bırakacağım ki bu saatlerimi alır üstelik bunu yaparken katiyyen ölmemem gerek. Bu arada önceki bölgeden de elimi kolumu sallayarak gelmiyorum, oldukça zor bir bossu yenerek gelmişim. Hatta genelde normal modda dövdüğünüz boss A ise, bu pain modda o bossun özelliklerini tamamen taşıyan bir B bossu falan da oluyor yanında inanılmaz.

Her şeyi geçtim adamlarım yaralanmış, hadi şurada bir kamp yapalım diyorum gidiyoruz yatıyoruz. Sabah bi bakıyorum adamlarımdan birini kaçırmışlar?! Tamam bu normal modda da varmış ama en azından orada bu kadar sık gerçekleşmiyor. Biz kamp görünce yatmaya korktuk be, her seferinde “acaba bu kez hangimizi kaçıracaklar” diye kafayı koyuyorduk toprağa jkdfhg Çadıra yatmışım, dışarı çıkıyorum çadırdan kafamı çıkardığım an adamın biri suratıma tokat atıp kaçıyor. Yolda gidiyorum karşıdan kamyon gelip eziyor. Veya yine yolda dümdüz gidiyorum, yolda geçen adamlar önümü kesiyor. Kardeş çekilin gidin işim gücüm var diyorsun gidiyor adamlarını çağırıp ağzını yüzünü dağıtıyor. Yerde yatan garip bir şey görüyorsun, selam veriyorsun tek atıyor öldürüyor. Kuleye tırmanıyorsun, kulenin sonunda orta parmak gösteren bi el büstü karşına çıkıyor. Kardeş bize bunu neden yapıyorsunuz, yeterince acı çekmedik mi zaten…Bu arada oyunun müzikleri şahane, belirtmeden geçemem. Her şeyi şahane zaten tekrar tekrar oynanır. Hatta mümkünse Pain Mode açıp elinize bir guide alarak oynayın ve her şeyini görün. Çok gizli yerlere çok güzel mekanlar ve detaylar koymuşlar çünkü. Keşfetmediğim yeri kalmadı sanırım. Sadece DLC’sini oynayamadım bir türlü kontrollere alışamadığımdan.


Yine birkaç ay önce Danganronpa V3 sonunda çıktı ve hemen o hafta bahasuke ve birkaç arkadaşla daha eş zamanlı olarak oynayıp bitirdik. Ama onun yazısını ayrıyeten yazmak istiyorum, Danganronpa Zero’yu okuduktan sonra geniş çaplı bir Danganronpa yazısı yazacağım. Oyunu oynama imkanı olmayanlar, dil sorunu yaşayanlar ve sadece animelere kalmış arkadaşlar için doyurucu bir yazım olacak. Hele şu DZ bir bitsin.

Oynadığım birkaç oyun daha oldu, onların incelemelerini yazabildim çok şükür. Şu sıralar da kendimi bahasuke’nin verdiği 3DS’e kaptırdım. Önceliğim Gyakuten Saiban serisini bitirmek. Bu yazıyı bitirdikten sonra Dual Destinies yazımı yazacağım, bahasuke etrafta olmadığı için oyunla ilgili doldum taştım iyice. Ardından da son çıkan oyununa girişeceğim sonunda ❤


Oyunlarla ilgili bu kadar yazdığıma göre gelelim animelere. Benim için bu yıl Monogatari yılıydı. Tamam, her yıl illaki bir Monogatari sezonu çıkıyordu ama bu sezon en çok beklediğim ne varsa dolmuştu. Önce yıllarca gelmesini beklediğim Kizumonogatari filmleri, sonrasında da Monogatari ana hikayesine güzel bir son niteliğinde olan Owarimonogatari 2 sezonu.ss (2017-12-21 at 02.34.56).jpgKizumonogatari üçlemesini geçenlerde bahasuke’ye izleteceğim diye bir kez daha izleme şansım oldu. Peşpeşe izlendiğinde gerçekten ne kadar güzel filmler olduğunu bir kez daha anladım. Her sahnesi dolu dolu, her şeyi yerli yerindeydi. Hanekawa karakterini daha iyi doldurabileceklerini sanmıyorum, zaten seride en iyi gelişme göstermiş karakter kendisi. Araragi ve Shinobu’nun arasında neden bu kadar güçlü bir bağ olduğunu çok iyi aktardılar. Son filmin son sahnesinde bu konuyla ilgili şahane bir monolog var, her dinlediğimde gözlerim doluyor üzgün Shinobu’yu da görünce. Zaten bir de görüyorum bu Kizu’yu sırf romanı önce yayınlanmış diye erkenden izleyenler falan var. Animelerin yayınlanma sırasıyla izleyin lütfen, bir bildikleri var. Bir bildiğimiz var. Tüm serüveni görüp geçirmelisiniz o Kizumonogatari’yi izlemek için. Sonra her şey yerine taş gibi oturuyor ve Owarimonogatari 2’yi izleyip seriyi sonlandırıyorsunuz. Aldığınız tat inanılmaz oluyor.

Owarimonogatari 2’ye gelirsek. Oshino Ougi karakteri seriye yıllar sonra yedirilmiş harika bir parçaydı ve bize kendini hissettirmeden senelerce orada bulundu. Onunla ilgili yazımda da tam olarak neler yaptığını ve teorilerimi anlatmıştım. Komiktir, teorilerimden birisi gerçek oldu. 3 adet minik arctan ve 8 bölümden oluşan bu seriyi 2 günde çıkarıverdiler. Bir tanesi soruların cevaplandığı, öteki Hitagi meselesini netleştirdiğimiz ve son olarak Ougi meselesini tamamen kapattığımız arc. Ougi meselesi bundan daha iyi nasıl kapatılırdı ki zaten. Was I not charming enough, Araragi-senpai?

Şimdi Senjougahara. Bakemonogatari anime serisi 2009’dan beri hayatımda. En son 2009 serisinde Araragi’yle o meşhur yıldızları seyretmişlerdi ve o zamandan beri bir kez date yapmadılar. Tabii arada evde yiyiştikleri çok oldu ama date olarak hiç çıkamadılar bir türlü. Yıllar sonra Owarimonogatari 2’de, anime içinde de 6 aylık süre sonunda çıkmayı başardılar. Hayatımda izlediğim en güzel arctı muhtemelen, ne güzel bir buluşmaydı o. Date sonunda Senjougahara’nın da bizimkinden isteği gözleri doldurdu. Açılışı da geçenlerde çıktı, her izleyişimde ağlıyorum bizim kızı bıcır bıcır koşturup gülümserken gördükçe ❤ Geriye haftaya çıkacak olan Dark Cherry Mystery tam sürüm kaldı. Lütfen daha çok Monogatari verin, Jojo Part 5 de gelmiyor zaten.Bu seneyi anime olarak kapatışım yine bahasuke sayesinde başladığım çok tatlı bir animeyle oldu. Net-juu no Susume. Tamamen komik surat ifadeleri var diye başladığımız bir animeydi aslında. Yani şöyle anlatayım, işini gücünü bırakıp NEET yani kabaca işsiz güçsüz takılmaya karar veren 30 yaşındaki kadın ana karakterimizin kendini MMORPG‘lere verişini izliyoruz. Çok klişe duruyor evet, ama işler şurada ilginçleşiyor. Ablamız oyunda kendi karakterini erkek yapıyor ve erkekmiş gibi takılıyor. Burada tanıştığı Lily-san adındaki dünyalar tatlısı kıza bağlanıyor. Tahmin edeceğiniz üzere Lily-san karakterinin de oyuncusu aslen erkek. Peki bu iki şahıs gerçek hayatta bir şekilde karşılaşırsa bu oyun kimliklerinin farkında olmadan, neler olur? İnanılmaz eğlenceli şeyler oluyor.10 bölüm süren, 1 adet de Special bölüm gelecek olan anime tamamen komedi olarak başlıyor. Ablamızın kız karakteri erkek olarak tavlamak için girdiği haller ve NEET oluşunu saklama çabası inanılmaz. Yer yer bu işsizliği yüzünden bunalımlara girdiği de oluyor. Dışarıda bir alışveriş yaparken insanlardan kaçınışı, bir şeyler satın alırken “bununla oyunda şu kadar item alırdım” hesabı yapışı, aynalara küsmesi, artık yatmaya karar vereyim derken saatin 5 olduğunu fark etmesi gibi şahane tespitler var. Tüm bu tatlı komedinin yavaş yavaş romantizme dönüşünü kelimelerle anlatsam tarif edemem.

Kadın karakter ne kadar güzel işlenmişse, erkek karakteri de o kadar güzel işliyorlar. Klasik odun karakter yerine içindekileri yerine göre pat pat söyleyebilen, işinde gücünde, ciddi ama yerine göre basit şeylerden utanıp çekinen tatlı mı tatlı bir çocuk. Animenin ilerleyen süreçlerinde oyundaki diğer elemanların da gerçek hayattaki hallerini az çok görüyoruz. Bu konuda daha fazlası olabilirmiş ama çok uzatmak istememişler veya materyal yok sanırım. Ama emin olduğum tek bir şey var, animeyi olabilecek en güzel şekilde bitirmişler. 8 puan vermiştim normalde ama öyle güzel bir son yapmışlar ki gittim 9 puana çıkardım. Son 5-6 dakikayı şiir gibi işlemişler resmen. İzleyin, izlettirin.

Bu ay içerisinde Shingeki no Kyojin‘in 100. bölümü çıktı mangada sonunda. Bir manga bu kadar rayına oturabilir sanırım. Başlangıçta ne kadar kanser ettiyse, şu an da o kadar iyi düzeltmeye çalışıyor bir şeyleri. Eren gibi bir karakteri nasıl bu kadar iyi kotarabildi o manga-ka hayret ediyorum. Bazı şeyler eskisi gibi olsa da geçirdiği değişim muhteşem. Diğer karakterler üzerinden ele aldığı psikolojik kısımları da çok seviyorum. Hoş 100. bölüm olarak biraz daha aksiyon beklerdim ama 101’e bırakmış. Artık aksiyonu patlatıyoruz, 2018’e güzel bir giriş yaptı SnK tebrikler. Şu anime de gelse de artık Reyizzzzzzleri bir görsek.

Son olarak gelelim kış anime sezonuna. Animelerden uzun zamandır inanılmaz uzağım, sadece yıllardır beklediğim şeyler çıkınca izliyorum. 2018’de muhtemelen Heaven’s Feel filminin ilk ayağı çevrilmiş olacak, yılı onunla açmam muhtemel. Sonrasında yine uzun zamandır beklediğim stüdyo SHAFT yapımı Fate/Extra: Last Encore mevcut. Bilenler bilir, Saber Extra yıllardır hastası olduğum birkaç Saber’ın başında gelir. Hoş artık FGO geldiğinden beri Saber’lar birbirine girdi ama köklerin yeri değişmez. Bakalım nasıl bir şey olacak, lütfen bolca boyun uzatma görelim.

Citrus, bakacağım diğer bir seri olacak muhtemelen. Kolay kolay kaliteli shoujo-ai serisi görmüyoruz. Bu seferki fluffy yerine biraz daha sakin bir şey olacak gibi. Mangasına da biraz göz gezdirdim, insanı sürüklüyor bir şekilde. En azından şans vereceğim birkaç bölüm.

Sonra mutlaka izleyeceğim hatta belki de incelemesini bile yazacağım dedikodu animem Koi wa Ameagari no You ni olacak. Afişi dikkatimi çekmişti, sonra türlerinde seinen görünce gözüm üzerine dikildi. Konusu da şöyle: sakatlandığı için spor aktivitelerine devam edemeyen sessiz sakin bir kız baito olarak bir aile restorantında çalışmaya başlar. Fakat burada eşinden ayrılmış patronuna, 45 yaşındaki bir adama, aşık olur. Yaş aralığının farkındadır ama birbirlerini çok iyi anladıklarını düşünürler. Ve bir gün kız, adama açılır. Acaba sonuç ne olacaktır? BOL BOL OLAYLAR OLAYLAR YANİ.

Bir diğer ilgimi çeken yapımsa Kokkoku oldu. Psikolojik, gizem ve seinen olunca hemen atladım tabii. Üstüne bir de zamanı durdurma gibi şeyler de işin içine eklenince eğer güzel kotarabilirlerse şölen niteliğinde bir anime çıkar ortaya. Umarım 24 bölüm falan olur da yaza kadar teori üstüne teori kasabileceğimiz bir yapım olur. Nedense çok umutlandım bu yapımdan. Stüdyosunun hepi topu 2-3 animesi var, pek de göze parlamamışlar ama bilmiyorum.

Son olarak muhtemelen sevmeyip bırakacağım ama sırf konusu ilginç geldi ve içinde Madhouse var diye göz atacağım Sora yori mo Tooi Basho var. Güney Kutbu’na giden 4 kızı anlatan bir animeden neler beklerim hayal edemiyorum. Penguenler mi olur, araştırma mı yaparlar yoksa düz kartopu mu oynarlar? Madhouse böyle bir işe neden girdi bilemedim. Manga sayfasına girdiğimde de bir şeyle karşılaşamadım. Sezonun gizli gemi olabilir hiç bilgi yok doğru düzgün. Geçen sezonlarda da Maid Dragon’u böyle mimlemiştim, iyi patladı o da.

Evet yazımı da yazdığıma göre artık 3DS’e gömülmeye devam edebilirim. Daha bahasuke’nin Steam kütüphanesindeki oyunları sömüreceğim. Önümüzdeki birkaç ay burada sık sık yazı olabilir. Takipte kalınız efendim, çav çav~

Reklamlar
This entry was posted in Kış Sezonu by Miina. Bookmark the permalink.

About Miina

Writing walls of text about things I watch, read and play. Mostly about visual novels and indie games. Buraya yazmaya üşendiklerimi Twitter'a döküyorum. @loykad

2 thoughts on “2017 Kış Ayları Üzerine

Düşüncenizi Paylaşın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s