Pyre

Pyre_4K_01

Bu oyundan Transistor veya Bastion performansı bekleyen arkadaşları bir kenara alalım öncelikle. Pyre farklı, Pyre değişik, Pyre bambaşka.

20170801202804_1

Bir toplum düşünün; okumanın, okumuş olmanın, vicdanına göre kararlar almanın veya farklı olmanın suç sayıldığı ve cezasının ebedi sürgün olduğu. Bu toplum nereye kadar buna devam edebilir? Böyle bir yönetime karşılık gelmez mi? Gelir elbet, gelecektir de. Ama bu isyanın bayrağını çeken biz mi olacağız? Hayır. Belki evet. Size kalmış. Bu oyunda herkes kahraman, herkesin kendine özgü ‘ana karakter olabilme kapasitesi’ var. Bizim ise tek özelliğimiz okuyabiliyor olmak. Evet, okuma bilmek.

Hikaye, maskeli ve değişik kıyafetli 3 kişinin bizi yerde bulmasıyla başlıyor. Çoğu şeyi hatırlamıyoruz, üstelik sakatlığımız var. Bir şekilde bizim ‘okuma bildiğimiz’ anlaşılıyor ve Reader olarak onlara liderlik etmemiz isteniyor. Kutsal kitap gibi sayfa sayfa inen Book of Rites’ı okuyup bu yolculuklarında ekibe yardım ediyoruz. Ana karakterimizin sesini duyamıyor, neye benzediğini göremiyoruz. Belli başlı yerlerde oyun bize cümlelerimiz için seçimler sunabiliyor. Böylece yolculuğa başlıyoruz. Bize bu yolculukta kimi zaman ordusundan ayrı düşmüş bir solucan, küçük bir imp, adını bile bizim seçtiğimiz gizemli kız veya bir harpy eşlik edebiliyor.

Pyre, yer altı şehri gibi bir mekanda sürgüne uğramış insanların yıllardır süregelen bir ritüele mecbur bırakılışını anlatıyor. Bu ritüel Rite adı verilen bir çeşit basketbol/hentbol karışımı bir oyunu oynamayı ve belli sayıda maç kazanmanızı içeriyor. Sadece bu şekilde aranızdan 1 kişinin sürgün cezası affediliyor ve “yukarı” alınıyor. Her seferinde bu döngüyü tekrarlıyoruz, kimin gideceğini de biz seçiyoruz. Elbet tabii her şeyin bir sonu var. Game Over olmaktan bahsetmiyorum, oyunda game over olmak diye bir şey yok zaten. Sadece zamanın aktığını unutmayın yeterli.

20171101144640_1

Müzik konusunda her SGG oyununda olduğu gibi mümkün olduğunca şarkıları oyunu oynamadan dinlemeyin. Çünkü bu adamların tarzı böyle, şarkıları hep oyunların içindeki olayları barındırır. Boşu boşuna şarkı sözlerinden spoiler yemiş olursunuz. Her parçanın belli bir yeri var, vokalli parçaların girdiği anlar bile sizi hazırlıksız yakalamak üzerine yazılmış. Fakat yine şiddetle önerdiğim şey ise oyunu bitirdikten sonra özellikle vokalli şarkılara mutlaka göz atmanız. OST olarak sadece akustik parçalar ve sadece vokalli parçalar olmak üzere 2 albüm çıkartılmış. Bu albümler SSG firmasının YouTube sayfasında mevcut, adamlar her şeyi yüklemişler oradan dinleyebilirsiniz. Ama mutlaka oyunu bitirin. Özellikle kapanış şarkısının varyasyonlarını duymalısınız.

supergiantTransistor veya Bastion oynamış arkadaşlar bu oyundan tıpkı oradaki gibi bir anlatım bekliyorlar muhtemelen benim gibi. Bu sebeple de oyundan bir süre sonra sıkılmış olabilirler. Her şeyden önce bu beklentiyi silmeniz gerekiyor, öbür türlü oyundan hep “ee hikaye ne zaman başlıyor” tipi bir beklentiye giriyorsunuz. SGG ekibinin oyunlarında hiç unutmamanız gereken bir şey varsa o da hikayenin suratınıza fırlatılmamasıdır. Alışmış olmalısınız buna. Hikaye oyunun içindedir ve oyun sizden hikayeyi sizin yaşayarak öğrenmenizi ve benimsemenizi ister. Hikayeyi öğrenmeden de bu oyun elbette biter; ama kaçırdığınız kısım oyunu aslında bambaşka bir boyuta taşıyacak niteliktedir.

Oyun 2 türün kombinasyonu gibi. Biraz görsel roman ama bir o kadar da spor türü. Kendinizi daha çok pop-up kitaplarının içindeymiş gibi hissedeceksiniz, özellikle ekrana yazılar gelirken çıkan ‘parşömen kağıdına yazı yazma’ sesi bu ambiyansı çok iyi sağlıyor. Karakterlerin kendilerine ait latin esintilere sahip bir dili var ama sadece birkaç replikten öte sesleri çıkmıyor. Yani full-voiced dediğimiz olay yok. Ekrana gelen yazıları sürekli tıklayarak ilerletmeniz gerekiyor. İnteraktif olduğu için de ekrandaki objeleri kurcalayabiliyor, point&click oyunları gibi takılabiliyorsunuz. Bu işin görsel roman kısmı. Gelelim spor kısmına. Aslında oyunun büyük bir kısmını da bu spor müsabakaları oluşturmakta. Yaşadıkları mekanda herkes kendince bir ekip kurmuş ve ‘ligde’ yerlerini almışlar. Her gün gökyüzündeki yıldızların izini takip ederek yeni mekanlara gidiyor ve maçlarımızı yapıyoruz. Bu yolculukların kendisi bile eski şarkılarda anlatılan destansı hikayeler gibi adeta. O yüzden döngü şu şekilde ilerliyor diye özetliyeyim: Yolculuk > Mola > Yolculuk > Maç > Dinlenme > Yıldızlara bakıp yeni maçın yapılacağı yeri belirleme > Yolculuk ……. > Yeteri kadar maç kazandıktan sonra Final Maçı > Bir kişinin aranızdan eksilmesi > Yolculuk (döngü başa sarar)

1501864620_984

Son olarak iyi ve kötü yönlerini basitçe özetliyeyim:

+ İnanılmaz görseller, elinizin her an ekran görüntüsü almak için hazırda beklemesi
+ Olağanüstü müzikler. Yaptığınız seçimlere göre oyunun sonunda çalan şarkının SÖZLERİNİN değişmesi (spoiler değil zira çoğu kişi bunu fark etmemiş oyun bittiğinde..)
+ Final maçlarında karşılaştığınız takımlara özgü şarkıların olması (müzik aynı fakat sözler karşı takımı destansı şekilde övüyor)
+ Cinsiyet seçimi konusunda oyunun özgür bırakması (They zamiri)
+ Ana karakterin sesinin veya görüntüsünün olmayışı, adeta umursanmayan ve sadece okuma bildiği için tüm herkesin ‘kullandığı ve faydalandığı’ bir insandan öte olmaması
+ Çok çok iyi yazılmış karakterler ve her karakterin ilişkilerimizi ilerlettikçe bize hakkında daha fazla bilgi verişi
+ Karakterlerin biyografi sayfalarının zaman geçtikçe güncellenmesi
+ Yenilsek bile oyunun devam etmesi
+ Verdiğimiz kararlara karakterlerin gerçekçi tepki vermesi; kızdıklarında maça çıkmaması veya duygusal davranması
+ Kontrol sisteminin özellikle klavyede 3 farklı hazır stil barındırması (WASD, QWER veya sadece fare gibi)
+ ‘Kötü karakterlerin’ aslında kötü olmaması, hatta onların kurtulmasına izin verme şansınızın bulunması
+ Çok tadında işlenmiş toplumsal mesajlar
+ Maçların local co-op olarak oynanabilmesi
+ Karakterlerin cüssesine göre maçlardaki kabiliyetlerinin değişmesi
+ Skill-tree olayının çeşitliliği (bir karakteri ister defans ister savunma yoluna sokma)
+ Ve daha nice güzel özellik

– Oyunu aldığımdan bu yana yaptığım minimum 10 GB’lık güncelleme ve muhtemelen dahasının da gelebilme ihtimali
– Steam arkadaşları üzerinden multiplayer özelliğinin olmaması
– İlk Liberation Rite, yani takımdan gidecek ilk kişinin maçı, çok geç geliyor. Yani sanki takımınızdan 1 kişi gidince oyun bitecekmiş gibi hissediyorsunuz, öyle vakit alıyor o başlangıç evresi. Halbuki oyun orada daha yeni başlıyor.
– İlk 5-6 saatlik süreç hep birbirini tekrar eden sistemde ilerliyor ve farklı hiçbir şey olmuyor (hoş sonradan baya açılıyor)
– Oyun bittikten sonra oyunun içindeki eşyaları veya karakter profillerini vs ayrı bir menü olarak göremiyor oluşumuz (örneğin guide-book tadında bize gösterilen kitabı okumak için wikiasına bakmam gerekti)
– Oyun penceresinden çıkınca oyunun arkaplanda ilerlememesi örneğin müziğin veya yüklenme ekranının durması
– Kişiden kişiye göre değişir ama dilinin biraz ağır olması. Yani Steam’deki çoğu görsel roman klasındaki o basitleştirilmiş İngilizce yerine burada daha destansı ve daha şairane bir İngilizce kullanılmış. Yer yer yorulabilirsiniz.

Hâlâ oynamamış olanlar varsa aynı firmadan olan ve bugünlere gelmesinde büyük emeği olan 2 güzide oyun Transistor ve Bastion’u da mutlaka gözden geçirmeleri gerektiğini belirteyim.


Buradan sonrası biraz spoiler zira oyunla ilgili görüşlerimi yazmak istiyorum. Kimse oynamadığı için ve biraz da spoiler olmasın diye yazmamıştım hiçbir yere.

pyre_mural_feature

Gitmesine izin verdiğim elemanlar sırayla Hedwyn > Tamitha > Rukey > Ti’zo > Gilman > Jodariel > Oralech

Reader dahil yer altında kalanlar Volfred – Bertrude – Rhae – Pamitha

Hikayenin başlangıçta “bu planı ne olursa olsun gerçekleştirmeliyiz” mentalitesiyle bize sunulup daha sonrasında biz o planda olsak da olmasak da bu isyanın her türlü gerçekleşeceğini aktarmaları inanılmazdı. Gerçekten de biz sıradan bir okuyucuyduk. Herkes bu hikayede kahramandı, tıpkı Book of Rites’ta da söylendiği gibi herkesin önemli bir rolü vardı.

En sonda herkesin tek tek profillerine girip onlara ne olduğunu okuyabilmek çok hoştu. Üstelik bizi kimse hatırlamıyordu, Reader’a ne olduğu tamamen söylentilerden ibaretti. Ne kadar unutulmaya müsait bir karakter olduğumuzu oyun bir kez daha yüzümüze vurdu, inanılmazdı. Diğer karakterlerin eğer yukarıya ulaşırlarsa başlarına neler geldiğini de araştırdım. Kimisi gerçekten mutluluk bulurken kimisi orada bile saçma sapan işlere bulaşabiliyor. En önemlisi Tamitha’nın orada harpylerle buluşma kısmı, onu yaptıktan sonra gerisi çok da sıkıntı değil. Oyunda ‘isyan’ planının şiddet veya barış yollu halledilmesi bile bizim kaç karakteri yukarı görmemize bağlanmış, bunu da sonradan öğrendim. Çok iyi ya her şey.

1501945890_tumblr_ou63gtY2GC1th9i40o1_1280

Benim çok geç fark ettiğim mevzu, hangi karakterlerin “özgürlüğü” nasıl tanımladığıydı. Bir karaktere özgürlük vermek demek illaki o karakteri sürgünden kurtarmak demek değildi. Mesela Sir Gilman sadece onurunun peşindeydi, yer altında da kalsa bir şey değişmezdi. Bertrude sadece Volfred’in yanında olmak istiyordu. Ti’zo için yer altında veya üstünde olmak bir şey fark ettirmiyordu; aşağıda Volfred ve imp arkadaşları, yukarıdaysa Oralech ile takılabilirdi (Ben zaten onu tamamen yer üstüne çıkan ilk imp olsun diye göndermiştim). Rhae’nin yer altında kalmasını sırf o arkadaş olmak istediği çocuk da yer altında diye istedim. Yine Volfred’in de bu plana fiziksel olarak lider olmasına gerek yoktu, zaten ajanları her yerdeydi ve yukarıyla irtibat kurabiliyordu. Ama Hedwyn, Rukey, Jodariel ve Pamitha-Tamitha ne olursa olsun yukarıya çıkmak zorundalardı. Hepsinin yukarıdaki özgürlüğe ulaşmaları için geçerli sebepleri vardı. Zaten Hedwyn-Rukey-Jodariel üçlüsünü birbirinden ayırmak oyuna ayıp olur (Jodariel’i göndermek benim için çok zordu…). Son olarak Sandra, ah Sandra ❤ Seni hiç bırakır mıyım. Best girl.

Book of Rites’ı sonradan sayfa sayfa wikiasından okuduğumda fark ettim ki kitap aslında gittiğimiz her yerin tur rehberi gibi bir şeymiş. Parça parça okuyunca pek bir şey ifade etmemişti o yüzden okumayı bırakmıştım. Oyundan sonra hepsini bir seferde okuyunca tam olarak hangi lokasyonlardan bahsettiğini anladım. Meğer güçlendirici diye kullandığımız titan takım-yıldızları bile o Rite maçlarının yapıldığı alanlardaki titanlarmış. Ben de bu devasa vücutlar ne ola ki diye düşünüyordum. Kitapta burçlar bile yer alıyor, eski ekibin sanki gerçekten bir zamanlar yaşamış gibi kendi deneyimlerini anlatması şahane oldu sonra okurken.

20171101165300_1

Özetle en sonunda tüm karakterlerin yıldız şeklinde göklere bakarken hepsini tek tek anlatan o şarkı geçtiğinde aslında ne de güzel bir macerayı arkamda bıraktığımı fark ettim. Yanlarda çıkan çizimler şahaneydi, Jodariel canımsın. Keşke kendi kapanışımızı sonradan tekrar dinleyebilme şansımız olsaydı. İlk başta dinlerken çok dikkat edememiştim, şarkının biraz daha ilerleyen kısımlarında anladım karaktere göre sözlerin değiştiğini. Neticede biz bu oyunda kendi destanımızı yazdık, oyun bana bunu kişisel olarak hissettirdi. Başta çok ağladım ettim ama sonunda göğsüm kabarık ayrıldım bu oyundan. Güzel oyunsun Pyre.

Reklamlar
This entry was posted in Oyun, Pyre by Miina. Bookmark the permalink.

About Miina

Writing walls of text about things I watch, read and play. Mostly about visual novels and indie games. Buraya yazmaya üşendiklerimi Twitter'a döküyorum. @loykad

Düşüncenizi Paylaşın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s