Kakegurui – 2

Gözler çok güzel yarabbi

Bu yapımın hakedilen değeri görmemesi beni üzüyor, o yüzden haftalık güzellemeler yapmak istiyorum. Biraz da Türk forumları ve YouTube gibi yerlerde yapılan genellemeli yorumlar içimi darladı. Eskisi gibi döküleceğim forumlar da yok artık heheh

Bazı seriler vardır, açılışından ve kapanışından bile çıkarabilirsiniz içerisinde ne kadar ciddiyet barındıracağını. Eğer bu ikili çok ciddi ama seri çoğu zaman o ciddiyeti veremiyor; laubalileşip fanservisle dolduruyorsa sinir bozar. Ciddiye mi almalısınız yoksa arkanıza mı yaslanmalısınız bir türlü karar veremezsiniz. Her şeyden biraz katmaya çalışır ve sonunda bol baharatlı bir çorba haline gelir. Fakat daha absürdlüğün kokusunu açılış ve kapanıştan buram buram alıyorsanız, o yapıma artık “fanservis bunlar boş ruhsuz ben ciddiyet istiyordum” deme hakkınız biter. Çünkü o çorbanın malzemeleri bellidir, ne göreceğinizi size daha açılıştan belli ederler. Tuz bir yapımda ciddiyetse, sizin gelip bu çorbanın tuzu eksik demeniz çok saçma olur. Çorbada tuz olacağını kim söyledi ki? (Fanservis şeklinin rahatsız etmesi ayrı bir konu, ona girmiyorum)

Benim için bu açıdan en zor yapım Kill La Kill olmuştur. Laubali şakalar, bel altı espriler kakakiki derken bir anda gırtlaktan bağıran bir ana karakter ve onurlu dövüşler görmeye başlıyorduk. Ne zaman ne moda girmem gerektiğini takip edemiyordum, serinin “fast-paced” ortamını bilen bilir zaten. O yüzden ne yerebildim, ne övebildim. Benim için rahatsız edici yerlerini söyledim; ama şunlar şunlar da çok güzel keşke izleyebilsem diye iç çektim. Bu konudaki en büyük bug’ımdır o seri.

Bir diğer yandan Jojo bu konuda başka bir örnektir. Her yerden absürdlük akar, ama aynı zamanda çok ciddidir. Dövüşün ortasında bir anda karakterin omzuna bir metre demir saplanır ve o demir hiç yokmuş gibi ciddi, duygulu cümlelerini söylemeye devam edebilir. O demir adeta bir şaka gibi oradadır, ama yine de sizi ciddiyete çekebilmiştir sahnenin akışı. Hiçbir zaman “şu an ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum” boşluğuna düşürmez, bir şekilde o ortama uyum sağlayabildiğinizi fark edersiniz zamanla. Bu harmanlamayı en güzel şekilde yapan örneklerden biridir Jojo, bu kadar çok sevmemin sebebi de budur.

Müstehcen serilerin problemi, bunu gerçekten karakterlerine yedirememeleridir. Ortada herkes azgın gibi geziyor ama bunu bir türlü bağdaştıramıyorsun. Kabullenmiyor o mekanda kimse onun öyle olduğunu, veya kimse oturup garipsemiyor bu karakter neden böyle davranıyor diye. Herkes aptala yatıyor saçma şekilde. O yüzden zaten kalitesini yitiriveriyor o karakter, içi boş bir kabuk haline geliyor. Bazı şeyler doğru ve kaliteli yapıldığında müstehcenlik bile keyifle izlenebilir hale gelebilir. Prison School bunun bir örneğidir. İşte bu sezon bunun bir diğer örneği de Kakegurui.

Bir de şu var, bir türün en iyi olanı her zaman baş kriter olarak alınıyor ve artık ondan sonra gelen her şey “ya bu daha güzeldi, burada niye öyle değil” bakış açısı geliyor. Kumarla ilgili birden fazla yapım var, haliyle oynanan oyunlar birbirine çok benzer olmak zorunda. Fakat sırf içinde bu oyunlar geçiyor diye, hepsinin işlenme tarzı aynı olmak zorunda değil. Hepsinde akıl oyunları dönmek zorunda değil. Hepsinde ciddi düşünme seansları olmak zorunda değil. “Oyun” türünde bir sürü anime var, hepsi birbirine benzeyecekse o zaman bir tanesini izleyip diğerlerine göz atmayalım. Eğer bir yapımı çok sevdiyseniz ve diğer yapımlarda oradan esintiler arıyorsanız, siz en iyisi gidin o sevdiğiniz yapımı oturup bir daha izleyin. Ne kumar/oyun yapımlarını severim, ne de ecchi unsurlara tahammülüm vardır. Fakat bu ikisi kaliteli bir şekilde harmanlanınca, absürdlüğü çok seven beni bu tarz oyunları ilgiyle izleyen biri haline getirdi bu yapım. Farklı şeyler iyidir.

Mesela Yuri on Ice’ın da problemi buydu genel kesimde. Serinin üzerine sırf birkaç müstehcen (neyse artık onlar) sahneden ötürü fujobait damgası yapışmıştı ve yapımın asıl anlatmak istediği her şey kenara atılmıştı. Ben spor animelerinin çoğunda sıkılan ve bishounen tiplerine falan hiç gelemeyen bir izleyiciyken neden her hafta bu yapımı heyecanla izledim? Çünkü bir şeyler doğru yapılmıştı, baharatlar aşırı katılmamıştı bu çorbaya. Her şey tadındaydı, sürekli tek bir şeye maruz kalmıyordunuz. Harmanlamalar doğru yapıldığında, o at gözlüğünüzü çıkarıp farklı tatlar denemekten ve önyargılarla yaklaşmaktan kendinizi alıkoyduğunuz zaman bir şeylerden keyif alırsınız. Ha oturup birkaç bölüm izlemiş ve bir şeyler sizi gerçekten rahatsız etmişse zorlamanın manası yok.

Neyse bölüme gelelim.


Shoujo ana karakteri olacakmış son anda shounende kalmış

Bu bölüm yeni bir karakter gördük. Yine son derece zengin, bu tarz oyun kartları gibi malzemeleri yapan firma sahibinin kızı var. Bizim karakterin namı haliyle okula yayıldığı için de yavaş yavaş herkes bir şekilde bizimkiyle ilgileniyor. Bu esnada diğer sarışın kızın da borcu yüzünden çektiklerini görüyoruz, yerleri silmek gibi. Çok üzülüyorum kendisine evet pislik biri ama başkasının peti olsun böyle lowlara kalmasın 😦

Erkek karakterin neden var olduğunu anlamıyorum. Anladık kıza yardımcı oluyor falan ama hiç rolü yok? Sadece boş boş konuşmaktan ve kızın yanında dikilmekten başka bir olayı yok. Kızın da açıkçası çocukta ilgisinin olduğunu düşünmüyorum. Sanırım o oğlanın yanında takılmasının sebebi “bakın ben eziğim eziklerle takılıyorum gelin benimle kumar oynayın” diye bait atması olabilir.

Eden bulur 😦

Oynadıkları oyun bana biraz fazla basit geldi, yani çok fazla bir şey çıkmazdı bundan. Daha egzantrik şeyler oynamalarını bekliyorum. Hoşuma gitmeyen bir diğer unsur da Jabami’nin pat diye insanüstü şekilde bir şeyleri yapabilme becerisi. Hep aynı senaryoyla giderlerse 12 bölüm boyunca eğleneceğimi sanmıyorum. Hoş bu kalitede çizimleri falan olan bir mangadan öyle bir klişe beklemiyorum, kızın bir yerden sonra borç batağına falan düşmesini bekliyorum. Müdür ve onun yanındaki ekip baya iddialı duruyordu. Özellikle maskeli bir kız vardı çok dikkatimi çekti.

Müdür dediğim ablayı 2 bölümdür gözüme kestirmiştim, neon mavi rujuyla yeterince güzelken bir de üstüne Miyuki Sawashiro seslendirince best girl sıfatını hakkıyla kazandı. Onun hikayedeki rolü ne olacak çok merak ediyorum. Her şeyden önce arkasında sürekli gezen o ajan kızla ne olacak onu merak ediyorum. Sanki o kız açılışta sub takılıyordu.

Neon rujuna kurban gümüş saçına kurban mavi ojene kurban

Jabami’nin yangire takılması insanlara neden bu kadar batıyor anlamıyorum. Yandere ile karıştırılıyor olması üzücü. Gördüğüm ve gözlemlediğim kadarıyla Jabami’nin tek istediği şey gerçekten kumarı sonuna kadar oynamak. Oradaki herkesin iddiaları genelde hep para pul üzerine oluyor ve bu Jabami’ye sıkıcı geliyor. Gerçek bir bağımlı olduğu için kumarın riskleri ne kadar artarsa bundan o kadar zevk alıyor (cinsel haz) ve hep daha da derine inmek istiyor. O yüzden karşısındakiler onunla oynasın diye kendini onlara kolay lokma diye sunarak başlıyor işe. Fakat Jabami’nin tehlike yaydığını sezen rakipler hep bir şekilde kaçıyorlar. Bunun en büyük örneği tırnak koleksiyonu yapan kızdı. Jabami ondan bir an umutlanmıştı, belki o da kendi tırnaklarını ortaya koyar ve işleri kızıştırır diye ama rakip oklar kendine çevrilince korkup özür dilemekten başka bir şey yapamadı. Jabami için gerçekten sıkıcı bir rakip.

Geçen yazıda açılışın ne kadar güzel olduğundan bahsediyordum. Fakat geçtiğimiz birkaç gündür açılıştan ziyade kapanışı tekrar tekrar dinlerken buldum kendimi. Evet açılış tam bir sanat eseri, SHAFT esintilerini bana tekrar hatırlatıyor görselliğiyle ama kapanış o kadar manidar ve dolu dolu ki. Müziğinde bile müstehcenlik var, aynı zamanda insanı ateşleyen bir hava da var. Aslında çok basit bir kapanış ama animeyi yapan ekipteki insanların bakış açıları üzerinden ele aldığınızda altından her şeyi çıkarabilirsiniz.

“Ehehe popo var meme var” yorumlarındaki sığlık yüzünden Jabami’ye sempatim arttı

Başlangıçta Jabami’yi üniformasıyla gayet hanım hanımcık bir halde yürürken görüyoruz. Bu insanların gündüz görmeye alıştığı Jabami, onun da kimsenin gözüne batmamaya çalıştığı “maskesi” bir çeşit. Aslında içinde yatan bir bağımlı var fakat bunu mümkün olduğunca bastırmaya çalışıyor. Arkadaki çiçek açmaya başladıkça Jabami de açılmaya başlıyor. Ceketini çıkarıyor, gömleğinin düğmelerini çözüyor ve eteğinin altı gözükmüş mü umursamıyor. Yürüyüşü bile değişiyor, bir yandan arkada “yağmur” teması da işlendiği için kıyafetleri ıslanıyor. Kapanış ilerledikçe Jabami’nin kendine olan özgüveni iyice artıyor ve ışıklandırmalar çiçekler bir bir patlıyor. Bana o son kısım ölümüne doğru bilinçli ilerleyen ve bunu olabilecek en elegant şekilde yapan bir karakteri anımsatıyor. Danganronpa 1’i elden geçirenler bilir, Junko’nun son sahneleri de tıpkı böyle bir atmosfere sahipti.

En sağ üstteki dilli kız Danganronpa’dan Toko’yu anımsatıyor ❤

Gelecek hafta açılışta en merak ettiğim “geleneksel ama ölümcül abla” bölümünü göreceğiz. Sarışın kız yenilince “ölüm” lafı geçmişti, o yüzden heyecanlıyım. Herkes hile yapmasın plz, umarım hile yapmadan oynayan birileri çıkar.

Reklamlar

Düşüncenizi Paylaşın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s